Alevileri Aleviler temsil eder!

Sayın Maral son dönemlerde Aleviliğin bu İnanca mensup olmayan şahıslar tarafından tanımlanması vede bu tanımlama metinleri yada raporların resmi inanç başvurularında Aleviler tarafından kaynak olarak alınmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Evet malesef son dönemlerde çeşitli sosyologların Alevilik anlayışlarının, düşüncelerinin başvurularda inanç öğretisinin tanımında kaynak olarak gösterildiğini görüyoruz. Bunu yapan dostlarımıza büyük bir yanlışlık içerisinde olduklarını hatırlatmayı görev sayıyoruz. Eğer kendileri öyle düşünüyorlarsa, bunu açıkça çıkıp biz böyle düşünüyoruz desinler. Aleviler kendilerini başkalarına tanımlatmaya gereksinme duymamalıdırlar. Örneğin birileri İsmail Beşikçi’den alıntı yaparak Aleviliğin ne olduğunu açıklamaya çalışıyor. Birincisi İsmail Beşikçi Alevi değildir.
İkincisi, İsmail Beşikçi, Alevi yol önderi değildir. Kendisi bir sosyologtur. Alevilik daha İsmail Beşikçi bu dünyaya merhaba demeden kurulmuş bir inançtır.

Bunun yanısırada Aleviliği oryantalistlere tanımlatmaya çalışmak, Oryantalistlerden medet ummak, inanılır gibi değildir. Bunu yapanlara Oryantalist görüşlerin tarihsel misyonlarına bakmalarını öneririm.

Bir inancın ne olduğunu tanımlamak o inanca mensup, İnanç önderleri (Dede, Baba, Ana) tarafından yapılır. O inançtan olmayanların betimlemeleri dışarıdan bakıştır. Bu tarz görüşler o inanç mensuplarını, inanç önderlerini bağlayacak görüşler değildir. Bu nedenle adları ne olursa olsun, Alevi olmayan, çeşitli din ve dil bilimcilerin Alevilik tanımları sadece kendilerini bağlamaktadır.

 

ANAS SCHAKFEH’TE ALEVİLİĞİN SENKRETİK, KENDİ BAŞINA AYRI BİR DİN OLDUĞUNU BELİRTTİ!

Peki hangi gerekçeler ile başvurunuz Avusturya eğitim Bakanlığı Din İşleri dairesi (Kultusamt) tarafından ilk etapta ret edildi? Burada Avusturya İslam Teşkilatı İGGiÖ ve onun başkanı Anas Schakfeh nasıl bir tavır sergiledi?

Aleviliğin tanınması yönünde verdiğimiz başvuru ilk etapta inançlar dairesi tarafından reddedildi. Alevi yol önderleri olan dedelerin peygamber soyundan olduğu, Aleviliğin islamın bir yorumu olduğunu açıkladı inançlar dairesi. Reddin gerekçesi olarakta Avusturyada İslamı temsil yetkisinin 1912 yıllı islam yasası uyarınca başında Anas Schakfeh’in olduğu islam cemaati kurumu İGGiÖ de olduğu ve yasaların ikinci bir kurum kurulmasına izin vermediği ileri sürüldü.

Bu ret kararının çıkmasına etki edip bu yönde bir tavsiye yazısı veren ise Anas Schakfeh yani İGGiÖ dür. İGGiÖ bizlerin İnanç öğretimizde bulunan islamla ilgili ifadeleri çıkarmamamız halinde Aleviliğin ayrı bir din olarak tanınmasına karşı olmadıklarını yazılı olarak ilgili daireye belirttiler. Aleviliğin, tıpkı diğer başvuru sahiplerinin başvurusunda tanımlandığı üzere senkretik (karma) yani yamalı bohça bir inanç olup islamla ilişkisinin olmadığını yazdılar. İnanç öğretimizde islam sözü geçtiği sürece bunu içişlerine karışmak olarak gördüklerini belirttiler.

Bu nedenle başvurumuza ilk etapta ret geldi. Bununlada kalmadılar. Her platformda Alevilerin islamın dışında olduğunu açıkladı bu Emevi Zihniyetliler. Bu yönlü açıklamayı tarihimizde Alevilerin katlinin vacip olduğu fetvasını veren Osmanlı Şeyhül İslamı Ebu Suud’dan bilmekteyiz. Esas sorun İGGiÖ nün burada, diğer başvuruyu örnek vererek aynen orada ki gibi Alevilik senkretik yani yamalı bohça bir inanç olup islamın dışındadır demeleri. Yoksa Emevilerin bizi nasıl gördüğü onların sorunu. Bizim adımızı bizden başka hiç kimsenin koyma hakkı yoktur, olması da mümkün değildir. Bunu da zaten dik duruşumuzla gösterdik.

 

HZ. HÜSEYİN’İN ONURLU DURUŞU VE BUNA KAYNAK OLAN BABASI İLE DEDESİNİN İNANCI, HAKLI MÜCADELEMİZDE BİZLERİN YARDIMCISI OLMUŞTUR!

Din İşleri dairesinin kararının sonrasında Anayasa Mahkemesine taşıyarak itiraz başvurusunda bulundunuz. Anayasa Mahkemesinin kararını nasıl değerlendirirsiniz?

Burada bulunan Emeviler istedi diye elbetteki biz ne adımızı ne de inanç öğretimizdeki islam ilişkilerini çıkartmadık. Bizim ne olduğumuza kararı verecek olanlar, bizim yol önderlerimiz yani dedelerimizdir. Bu nedenle İmam Hüseyin’in duruşunu sergileyerek, başvurumuzun noktasını bile değiştirmeden bu ret kararını anayasa mahkemesine taşıdık.

Düşünebiliyor musunuz, şu emevi iddialarına bakın: Peygamber soyundan gelen dedeler islam değil, emeviler islammış.!..

Hz Muhammet islam değilde Ebu Süfyan mı islam?

Hz Ali islam değil de Muaviye mi İslam?

Hz Hüseyin İslam değil de Yezit mi islam?

 

Bunları elbetteki kabul etmedik. Ayrıca maalesef yasal olarak bu emevi kurumu kağıt üzerinde Alevilerin temsilcisi olarak görünmekteydiler. Bütün Aleviler Avusturya devletinde ikametgahlarını doldurdukları zaman, din hanesine İslam yazdılar. İddia ediyorum kendisini ateist olarak görenlerinde çok büyük bir çoğunluğunun din hanesinde ilk kayıttta İslam yazılıdır. Bu emevi cemaatide yasal olarak tanındığı için kendisini İslam olarak deklere etmiş herkesin yasalar önünde tek yasal temsilcisi olarak kabul edilmekteydi. Biz gerçi bunlar bizim temsilcimiz değil diye her platformda dile getirip, basın açıklamalrı yapıyorduk ama realite maalesef farklıydı. Cenazemizi gömerken Viyana’da , Aleviler gidip onlardan islam olduklarına dair belge almak zorunda kalıyorlardı ki, islam mezarlığına gömülebilsiner diye. Hiç bir zaman gitmediğiniz mekana sizi hakka yürümenizde mecbur kılıyorlardı.

Bunu ortadan kaldırmak, Avusturya kamuoyunda inanç hanelerinde islam yazan Alevilerin ayrı bir inanç toplumu kurduklarını ve gerçekte hiç bir zaman içinde olmadıkları o kurum İGGiÖ den, yasal olarak ayrı olduklarının ortaya çıkması gerekmekteydi. Bunu anayasa mahkemesine taşıdık. Anayasa mahkemesi bize hak verdi. Yani Hz. Hüseyinin duruşunu sergileyen birileri istedi diye adlarını değiştirmeyen Aleviler haklı dedi. Alevilerin reddi yanlıştır. Bu red karar ileri sürülen gerekçeyle verilemez dedi. İslam adı hiç kimsenin tekelinde değildir dedi. Amaçladığımız sonuca ulaştık. İGGiÖ artık Alevileri yasal olarak temsil etmemektedir.

 

Anayasa Mahkemesinin kararı Aleviler için kutsal bir ay olan Muharrem ayının 3.gününde (İmam Hüseyin adına oruçların tutulduğu günde) vede hemen ardından Din işleri Dairesi (Kultusamt) ise Muharrem ayının 10.gününde (İmam Hüseyin’in şahadete erdiği günde) kararını açıkladı ve Aleviliği resmi inanç olaraktan kabül etti. Bu tesadüfleri nasıl değerlendirirsiniz?

İşin doğrusunu söylemem gerekirse, yola çıktığımızdan beri görünmez bir el bize hep yardım etti. Bunun bu kadar ayan beyan olacağı hiç aklıma gelmezdi. Hak erenler koruyucu kollayıcı gücünü bizden yana kullandı. Boz Atlı Hızır yardım etti. Aleviler Emevilerin tüm itirazalarına rağmen Hz. Hüseyin’in şehadet gününde haklarına kavuştular. Öyle bir tesadüfki, inanılması güç bir tesadüf. Emevi Zihniyeti hem de Hz. Hüseyin’in şehadet gününde darbe aldı.

Yola çıkarken Hz. Hüseyin’in ne inancından ne duruşundan taviz vermedik. Hz. Hüseyin sadece duruşundan ibaret değildi elbet. O duruşa kaynak olan inancı vardı. O inancıda babası Hz. Ali’nin, dedesi Hz. Muhammedin inancıydı. İşte bu yüzden Hz. Hüseyin’in onurlu duruşu ve buna kaynak olan Babası ile Dedesinin inancı, haklı mücadelimizde bizlerin yardımcısı olmuştur.
Aynen Pir Sultan Abdal’ın bir deyişinde dile getirdiği gibi

Muhammed dinidir bizim dinimiz
Tarikat altından geçer yolumuz
Hem Cibril-i Emin’dir rehberimiz
Biz müminiz mürşidimiz Ali’dir

 

İAGÖ nün başarısı özelliklede Avusturya’da İslamı tek başına temsil eden İGGiÖ’nün saltanatına son verdi. Öyleki İAGÖ’nün yasal statüye kavuşmasının ardından Din İşleri dairesine (Kultusamt) Şiiler vede Liberal Sünniler tarafından da ayrı başvurular yapıldı. Şiilerin siz İAGÖ ile birlikte oldukları, bir bağlantısı oldukları iddiası vardı, ne oldu şimdi öyleyse?

Evet bu saltanat sona erdi. Şiiler ve diğer bir sünni grupta tanınmak için başvurmuş. Aleviler bir onur, demokratik hak uğraşı verdiler. Bu yol açıldı artık. Bu emevi zihniyetlilerin başında olduğu kurum, zaten fiiliyatta hiç bir zaman Alevileri temsil etmedi. Ancak yasal olarak inanç hanesine islam yazdırmış her Alevininde temsilcisi olarak gözükmekteydi. Şimdi bu durum son buldu. İnanç hanesine islam yazdırmış bulunan Alevilerin inanç kurumu Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu oldu. Tüm Avusturya basını Alevilerin kendilerini kendilerinin temsil etme hakkına kavuştuklarını ve bu kurumun artık zayıfladığını yazdılar.

Şiiler ve Liberal Müslümanlarla birlikte olma iddiaları uçtu gitti. Biz ne şiilerle ne de liberal müslümanlarla hiç bir zaman birlikte olmadık. Olmamız da zaten mümkün değil. Bizim inancımızın Ehli Beyt sevgisi dışında şiilerle tek bir ortak  yanı dahi bulunmamaktadır. Şiileri ve liberal müslümanları bizler basın toplantımıza davet ettik. Buradan yola çıkarak böyle bir sav ileri sürüyorlar. Ancak bu da yaptığımız kamuoyu çalışmasının Aleviliği tanıtma siyasetinin bir parçasıydı. İdeolojik bir siyaset değil, Aleviliği tanıtma siyaseti.

Basın toplantılarında Anayasa Mahkemesi başvurusu sırasında bu emevi cemaatinin bizleri temsil etmediğini kuvvetle vurgulamamız gerekmekteydi. Bunların bizi temsil edemeyeceğini bir inanç grubu olarak tek başına dememiz farklı, bir kaç inanç grubunun demesi gene farklıydı.

Bakın biz ne dedik bu basın toplantılarımızda? Bu cemaat İGGiÖ bizi temsil etmiyor.

Şiiler ne dedi? Bu Cemaat sadece Alevileri değil, şiileri de temsil etmiyor.

Ya Liberaller? Bu Cemaat sadece Alevileri ve Şiileri değil liberal müslümanları da temsil etmiyor dediler.

 

Bu yolla Emevi Cemaatinin meşruiyetini sorgulattığımız gibi lehimize güçlü bir kamuoyunun oluşmasını sağladık. Bunu da başarıyla yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Dikkat ettiyseniz tanınma kararında yanımızda bizden başka kimse yoktu. Sadece biz Aleviler vardık. Sazımızla sözümüzle, dedelerimiz ve deyişlerimizle. Aleviler akıllı insanlardır. Akıllarını kullanmasını da elbette bileceklerdir. Madem biz onlarla birlikteymişiz de onlar ayrı bir inanç toplumu kurmak için neden başvurmuşlar…

Bu tür iddialar anlamı olmayan, boş, Alevilere en küçük faydası olmayan iddialar. Ciddiye alınması gereken iddialar değil. Bir hak mücadelesinin yasal zeminde nasıl yapılması gerektiğini bilmeyenlerin iddiaları. Eğer böyle değilse polemik amaçlı, yararı dokunmayan, Alevilerin hiç bir derdine merhem olamaycak sözler olarak yorumluyorum. Uğraşımız ve elde ettiğimiz sonuç bizim doğru zeminde hareket ettiğimizi göstermektedir. Bu sözleri söyleyen dostlarımıza önerim birinci elden bilgi alma haklarının olduğunu bilmeleridir. Birinci ele sorarlarsa, gereken doğru açıklamaları elbette alırlar.