Kerbela ziyareti üzerine

Cümle Canlara,

Viyana, 10 Mayıs 2019

Son dönemlerde gerek sosyal medya, gerekse bazı tv kanallarında, Avusturya Alevilerinin yasal temsilcisi, Avusturya Alevi İnanç Toplumu (ALEVI) hakkında yeni bir karalama kampanyasına başlandığını üzülerek gözlemlemekteyiz. Öyleki hakaretin en rahat yapıldığı, İftira ve yalanın en kolay atıldığı yer sosyal medyadır. Çünkü kızaran ve utanan yüzleri hiç kimse göremez. İlginçtir ki, bu karalama kampanyası; Alevi kurum ve kuruluşlarının içerisinde yer alan üyelerin kendi aralarında, artık Alevilerin bir araya gelmesi gerektiği istemini yüksek sesle dillendirmeye başladıkları zamana denk gelmektedir. Ne zaman Aleviler bir araya gelelim diye ses vermeye başlıyorlarsa, Alevilerin birliğini istemeyen bir el devreye girerek, araya husumet tohumları ekmektedir. Bu tesadüf mü? Elbette hayır. Bu karalama, iftira, ayrıştırma ve nefret dilini kullananlar Alevi olabilir mi? “İnsan dilinin ardında gizlidir” diyor Ulu Pir.

ALEVİ Kurumumuza yönelik yapılan bu saldırı ve iftiraların, esasında kaybettikleri, bu kaçıncısı olduğunu bilmediğimiz “Mahkeme Süreci” nin arkasından gelmesi de elbette tesadüf değil. İftira ve yalanda sınır tanımayan, Alevi Edep ve Erkanından uzak bir dille yapılan saldırıların amacı, artık kendi kurumları içinde sorgulamaya başlayan üyelerinin sorgulama sürecini durdurmak, karşı gördükleri tarafı itibarsızlaştırma ve ötekileştirmeye çalışarak, kendi tabanlarını ellerinde tutmaya yöneliktir. Bu yolun başarısız olacağını, Alevi toplumunda tutmayacağını, St. Pölten örneğinde dahi görememeleri; akıllarıyla değil, öfkeleriyle hareket ettiklerinin, çaresizliklerinin göstergesidir. Yoksa “Eline çekici alan cahil, kendisi dışındakileri çivi sanar” misali neden davransınlar!

Avusturya Alevi İnanç Toplumu (ALEVI), Alevi Ulularının Türbelerine ziyaretler düzenlemeyi, bu Türbelere elinden geldiğince sahip çıkmayı kuruluşundan beri programına almış ve bir bir gerçekleştirmektedir. Türbeleri ziyaret etmek, oralara niyaz olup dua etmek, lokma paylaşmak inançsal değerler noktasında hasbıhal etmek önemli ve değerli bir geleneğimizdir. Hak-Muhammed-Ali yoluna bağlı Canlar olarak inancımızın temelini oluşturan inanç önderleri ulularımızın ve önemli kişilerin hayatlarını bilmemiz, Türbelerini ziyaret ederek niyaz olmamız, oluşturdukları değerlere sahip çıkıp inancımızın genel özüyle bütünleşmiş olan yaşamlarını yüceltmemiz en doğal hakkımızdır. Çünkü Bizler Aleviyiz! Ve Alevilik bizlerin inanç kimliğidir!

Öyleki, ALEVI 500 yıl sonra bir ilk yaşatarak, Şah Hatayi Dergahında Cem yapmış, kurum olarak Şah Hatayi türbesinin hizmetini üstlenmiştir. Her yıl düzenli olarak Şah Hatayi’nin cem yaptığı meydanda Cem yapmaktadır.

Bu yıl da ALEVI, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, İmam Musa-ı Kazım, İmam Muhammed Taki, İmam Ali-yyün Naki, İmam Hasan-ül Askeri ve adını saymadığımız ulu Erenlerimizin kabirlerinin bulunduğu Türbelerine ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretimize 44 canımız katılmış, Şah Hatayi Dergahında düzenlenen Cem erkanı ile on günlük Türbe ziyaret programı sona ermiştir.

Irak’ta Türbelere çarşafsız giriş yasaktır. Kadınlar çarşaf giyinmeden kapıdan içeri sokulmamaktdır. Oradaki yasal durum budur ve herkes için geçerlidir. Çoğunluğu Irak’ta bulunan İmamlarımızın Türbelerine yapılan ziyaretler ile ilgili olarak bu ülkenin bugünkü jeopolitik, yönetimsel ve siyasal konumunu herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Bu duruma Irak’a ziyarette bulunan diğer dış ülke temsilcileri dahil herkes uymak zorundadırlar.

Dünyayı Avrupa ve Türkiye’den ibaret sanan bu aynı cahillerin yapması gereken, zorunluluktan dolayı, çarşaf takmak zorunda olan kadınları eleştirmek değil, kadınları çarşafa sokan bu baskıcı, laik olmayan zorba rejimleri eleştirmektir. İçlerinde dünyayı tanıyan dostlarının bu cahillere, oraların yarım yamalak bile olsa laikliğin toplumsal çimento olduğu Atatürk Türkiye’sinden çok farklı olduğunu anlatması gerekmektedir.

Kendi anneleri, nineleri yaşındaki insanları, yaşamlarında cemlerimizde göz yaşı döktükleri Hz. Hüseyin’in türbesini ziyaret edip, yüz sürmekten, ona niyaz etmekten başka hiç bir amaçları olmayan bu canları, sadece bu ziyaret sırasında ve türbe içinde Irak devleti tarafından çarşaf giyinmek zorunda bırakıldıkları için, afişe etmenin, incitmenin en hafif deyimiyle edep yoksunluğu olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu yasal zorunluluğu getiren Irak devletini bırakıp, bu bez parçasını takmak zorunda olanları karalamak ise hedef saptırmaktır, kötü niyetliliktir. Ayrıca izinsiz fotoğraf paylaşımının bırakalım insani açıdan vicdansızlık olmasını, yasal açıdan da suç olduğunu bilmekteyiz.

Kurumun adına bir antetli kağıda yazılmayan, ancak yazının altındaki imzada kurumdaki görevinin yazılmasını da anlamış değiliz. Bu yazının altına kurumdaki görevinin yazılmasından, kurumsal olarak bu yazının kaleme alındığını anlamaktayız. Eğer bu o kurumun açıklaması değilse, kaybedilen mahkeme sürecinden sonra kendisinden haber alamadığımız, resmiyette kurum başkanı gözüken zatın açıklamasını merak etmekteyiz.

Daha geçenlerde 30. Yılını kutladığımız St. Pölten Alevi Kültür Birliği, Avusturya’da Alevilerin kurumsal tarihinin başlangıç tarihini göstermektedir. Bu 30 yıllık kurumsal sürecin ilk 20 -25 yılında Alevi kimlikleriyle tanımadığımız, derneklerimizin kapısından bir kez dahi olsa içeri adım atmamış insanların, son 5 -10 yıldır en iyi Alevi kimliğinde birden boy göstermeleri biz Alevileri açıkça düşündürtmektedir. Bu en iyi Aleviler! geldiğinden beri Alevi dili yok olmuş, biz Alevilere özgü olmayan, “Hain, Ajan, İhanetçi, Fethullahçı, Devletçi, Mit, Cia, Rantçı, Çete, Şii ajanı, Sünni ajanı, Asimilasyoncu” vb. Alevi Edep ve Erkanından yoksun bir dil egemen olmuştur. Alevi canlarımızdan özellikle bu bize ait olmayan dile ve bu dili kullananlara karşı dikkat etmelerini ve de hassas olmalarını bekliyoruz. Bu dilin Türkiye’ye bakınca kimler tarafından kullanıldığı aşikardır. Aynı dil, aynı cemaldir, aynı zihniyettir. “İnsanın cemali sözünün güzelliğidir” diye boşuna dememiştir Ulu Pir.

“Ali’yi tanımayan kendini Ali sanır” misali, Alevi kurumlarının yolunu daha bir kaç yıl öncesine kadar bulamamış olanların, bu yola sıtk ile bağlı insanlara Alevilik öğretmeye çalışması trajı komik bir durumdan öte gülünçtür, ayıptır, saygısızlıktır, kendini bilmezliktir. Nasıl diyor Yunus Emre “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir…”. Kendini bilmeyenlere ne sözümüz olabilir ki.

Başta Hz. Ali ve Hz. Hüseyin efendimiz olmak üzere 12 İmamlarımızın Türbelerini ziyaret etmeyi eleştiren, ayıplayan ve de iftirada bulunan sözde Alevileri esefle kınıyoruz.

Alevi tarihini bilmeyen, yol önderlerini tanımayan, inancın temelini oluşturan değerlerini araştırmayan geleceğini de tayin edemez. Alevi değerlerini sahiplenip yüceltmemizin, Türbe ziyaretleri düzenlememizin temelinde de bu yatar esasında. Bizler, bize ait olan değerleri daha bir yoğunlukla sahipleneceğiz. Bu sahiplenme birilerine rahatsızlık veriyor olabilir ve sahiplendikçe de rahatsızlık vermeye devam edecektir.

Asırlardır Yezit (adına lanet) zihniyetine sahip kişiler tarafından düşman gözüyle bakılan, sindirilmeye, yok edilmeye çalışılan, baskı altında tutulan bir inanç ve toplumun bireyleri olan bizler günümüzde inancın özünden koparılarak içeriden „Ali’siz Alevilik“ yaratılmasına karşı mücadele etmekteyiz.

Pirincin içindeki bu beyaz taşlar „Ali’siz Alevilik“ten öte bir Hitit, bir Luvi, bir Pauliken, bir Zerdüşt oluyorlardı. Şimdi de birden Göbeklitepe’ci oldular. Onların inançlarına yolumuz gereği elbette saygılıyız. Saygıda kusur etmeyiz. Ancak biz sadece ve sadece Aleviyiz.

Biz Hak Muhammed Ali diyenlerdeniz.

Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali!

Avusturya Alevi İnanç Toplumu